16 Temmuz 2021 Cuma

GAZİANTEPLİ GAZETECİ, ARAŞTIRMACI ŞAİR ve YAZAR AHMET AYAZ’IN, “ÇALAKALEM ŞİİRLERİ” ÜZERİNE BİR TESPİT: Abdullah Çağrı ELGÜN

Ahmet AYAZ, Abdullah Çağrı ELGÜN

GAZİANTEPLİ GAZETECİ, ARAŞTIRMACI ŞAİR ve YAZAR AHMET AYAZ’IN, 

“ÇALAKALEM ŞİİRLERİ” ÜZERİNE BİR TESPİT:

Abdullah Çağrı ELGÜN

Gaziantepli gazeteci, araştırmacı şair ve yazar Ahmet AYAZ, bugüne kadar yirmi (20) eser ortaya çıkarmıştır. Bu eserler, tarih sırasına göre sırasına göre şu şekilde dizilmesi uygun olacaktır: 

Yankılı Sesler                                       (ŞİİR: 1993)

Doğduğum Günden Beri                      (ŞİİR: 1994)

Antep Şiirleri                                       (ŞİİR: 1998)

Son Mektuplar                                      (ŞİİR: 2000)

Hüzün ve Rüya                                     (ŞİİR: 2002)

Gaziantep’te Kültür Sanat ve Edebiyatta İz Bırakanlar (Araştırma 2003)

Sızı                                                       (ŞİİR: 2005)

Elvedâ İstanbul                                    (Hikâye: 2005)

Kavgam Barış İçin                               (ŞİİR: 2006)

Doğduğum Günden Beri 2. Baskı        (ŞİİR: 2007)

Şiir Demeti (Antoloji)                          (ŞİİR: 2008)

Doğduğum Günden Beri 3. Baskı        (ŞİİR: 2009)

Bir Demet Şiir (Antoloji)                     (ŞİİR: 2009)

Doğduğum Günden Beri 4. Baskı        (ŞİİR: 2010)

Doğduğum Günden Beri 5. Baskı        (ŞİİR: 2011)

Doğduğum Günden Beri 6. Baskı        (ŞİİR: 2012)

Sihirli Mektuplar                                  (ŞİİR: 2013)

Vay Bababo!                                        (ŞİİR: 2015)

Karalama Defteri                                 (ŞİİR: 2016)

Çalakalem Şiirler                                  (ŞİİR: 2019) ,

 

“Çalakalem Şiirler” usta şairin ustalık döneminin eserleri arasındadır. Sanatçının kelimelerle oynaması, kelimelerle dans etmesi, kelimelere dans ettirmesidir. Sanatçı AYAZ: Yarım asrı devirmiş olmanın verdiği deney, tecrübe, bilgi birikimi, sanatçıya çok şey katmıştır. Sınaya sınaya, yanıla yanıla; acı, ıstıraplarla, yoğrula yoğrula, kor ateşlerde pişe pişe, bazen üzüntü, bazen de göz yaşı katarak ödediği bedeller sonunda öğrendiği tecrübeler, ülkesindeki: “Hak, hukuk, adalet, hürriyet; din ve vicdan özgürlüğü, serbest teşebbüs; seyahat özgürlüğünün” kişilere göre değişmesi, yöntem, uygulanış ve işleyiş biçimi, sanatçıyı derinden yaralamıştır…

Sağ Baştan: Abdullah Çağrı ELGÜN, Burak ÇİFTÇİOĞLU, Ahmet AYAZ

Sanatçı bugüne kadar yazdığı bütün eserlerinin ortak konusu: “insan”dır. Toplumdur, Halktır. Hukuktur, Adalettir, Hürriyettir!.. Serzenişlerinin vatanı: Bazan “Anadolu”, “Türkiye”, “Türkistan” veya “Avrupa” bazan da “Dünya İnsanlığının coğrafyasıdır!..”

Şair kendi halkı ve insanı için Milliyetçi, maneviyatçı, ferdî, şahsî olmakla birlikte, diğer topluluklar için de evrenseldir. Hakka, hukuka, adalete, hürriyete, serbest teşebbüse, din ve vicdan özgürlüğüne sonsuz bir saygısı olup bunları bütün bir insanlık ve tek bir dünya için de olmasını istemektedir. Savaşsız, kavgasız, barış ve huzur dolu bir dünya için bütün insanlık için istemektedir.

Serbest tarzda yazıp söylediği ve hece vezninin yedili sekizli ve on birli kalıplarında bir genç kızın çeyizine gergef işlediği gibi işlediği, ördüğü kafiyeli şiirlerinde bunlara sık sık rastlarız…

Ahmet Ayaz dünyayı şiirleriyle güzelleştirmekte şiirleriyle birleştirmekte, şiirleriyle huzur, mutluluk; hak, hukuk, adalet, hürriyet dağıtmaktadır. Ayaz şiirleriyle Atatürk’ün idealinde yaşattığı: “Yurtta sulh, dünyada sulh” diyerek barışın ancak huzur ve sükûnet ile sağlanabileceği ve Türk Yurtlarında olduğu gibi bütün insanlığın da zulm ve sıkıntıdan kurtularak huzura kavuşması ideal ve inancıyla yaşamakta ve bu inancını hiçbir şekilde kaybetmeden beklemektedir.

Ahmet AYAZ: İnsana, insanlığa hizmeti Alah’a hizmet olarak kabul ettiğinden, bugüne kadar yazdığı şiirleriyle ülkesi ve dünyaya hizmet edebilmişse kendini bahtiyar addedecektir… Onun için kendisini hiçbir zaman emekli etmemiştir. Nefesi yetinceye kadar da bu hizmeti yerine getirmekte bir kusur etmeyeceği de ortadadır…

YAAAR YÂR

Yaaar yâr

Sevgili yâr

..

Mevsim karakış

Yine yağmur,

Yine boran

Yine kar.

Münevver üzgün!

Saadet hasta!

Gelmedi gönlüme bahar!..

A. AYAZ: “Çalakalem Şiirler”, s.22)

AYAZ’ın şiirlerinde kullandığı sade, akıcı, duru, açık ve düzgün Türkçe kelimeler, adete bir tesbihin halkaları gibi muntazam dizilidir. Dilden dille kolayca akar. Kolay söylenir, kolay ezberlenir. O hitap ederken konuşur gibi söyler. Halk gibi söyler ve kelimeleri bir pazarda esnafın tezgâh başında bağırdığı gibi bağırır. Yüreklere su serper ve halkı o tezgâhın başına toplar…

AYAZ’ın şiirlerini, anlı buruşturmadan, yüzü kırıştırmadan, bir bardaktan su yudumlar gibi leziz, nefis; zevkle, iştiyakla bir solukta okuruz. Eski saz şairlerinin: “Üçleme, Kayabaşı, Deyişler”i, hece vezninin: “Yedili, Sekizli ve On birli” en işlek ve en yaygın çelik tel örgülerin gücündeki, söyleyiş güzelliği ile örmüş; şiirleri her zaman aklımızın, dimağımızın bir tarafında kalacak şekilde hafızalara nakşeder. Onun şiirleri hatırlanmağa değer olarak Türk Edebiyatı ve Türk Edebiyat Tarihinde her zaman yer bulmaya devam edecek ve her daim hatırlanacaktır.!..

AYAZ’ın son kiatabı: “ÇALAKALEM ŞİİLER” bu bakımlardan incelendiğinde serbest tarzın Çalakalem’inin izleri, ünlü ressamların, çinicilerin Selimiye, Süleymaniye, Sultanahmet, Ayasofya gibi ölümsüz abidelerin duvarlarına kazılmış ölümsüz eserler gibi görenleri, duyanları, okuyanlarını her daim aydınlatmağa ve içinde bulunduğu o andan alıp başka diyarlar, başka ufuklar ve dünyalara götürüp gezdirmeğe ve kendi iç dünyasından sıyırıp başka sesler duyurmaya başka nefesler aldırmaya devam edecektir!..

Ahmet AYAZ için fikir beyanında ve manevî destekte bulunan sanatçılar da şunlardır: 

Doç. Dr. Ahmet ÖZPAY,Ertuğrul KARAKOÇ, Tamer ABUŞOĞLU, Prof. Dr. Ramilya YARULLİNA YILDIRIM, Mustafa CEYLAN, Hüseyin TOPRAK, Prof. Dr. İsa KAYACAN, Abdurrahim KARAKOÇ, Mehmet NACAR, Dr. Abdülkadir TANRIVERDİ, Prof Dr.Erdal CEYHAN, Ziya ÇİL, Reşit Güngör KALKAN, Gürsel GÜZEL, Sabit İNCE, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi, Mehmet Zeki AKDAĞ, İbrahim Halil AYCAN, Mehmet KARA, Dr. İrfan YILMAZ, Dr. M. Kazım ERKENT, Lütfü KILIÇ,Abdülkadir GÜLER, Esra GÜLLÜBARDAK TİRYAKİ,Mustafa GÖKÇEK, Abdullah Çağrı ELGÜN, Abdullah Sabri KOCAMAN, Ahmet ÖZDEMİR, Kübra AKSOY, Bilge Ülke GÜZEL, Prof. Dr. Halil İbrahim YAKAR, Tuğgeneral Zafer ÖZKAN, İsmail ÇELİK, Ayşe ATLI, Ahmet ÖZKÖK, Savaş ÖZKÖK, Abdülkadir KONUKOLU, Fatma ŞAHİN(Gaziantep Belediye BAşkanı), Gazikent Gazetesi,  Cumali BOZOĞLU, Filiz YILDIZ, Levent KÜRÜZ, Prof. Dr. Halil İbrahim YAKAR, Çetin KARABIYIK, Davut GÜL(Gaziantep Valisi) . 

ÇALAKALEM

Yazıyorum işte:

Bazen hayatı,
Bazen ölümü,

Bazen de:

Can Gülüm’ü yazarım.

 

Bazan Nurhan Damcıoğlu’nun

Dansından,


Bazan da Zara’nın, Ceylan’ın,

Türkülerinden söz ederim.

Kaş göz ederim,

Güzel sözlere!..

A.    AYAZ: “Çalakalem Şiirler”, s.7)

 

KALBİM YARA

Ahmet AYAZ
          Kalbim yara,

Bağrım yırtık.

Yediveren gülleri

Açmıyor artık.

Gönül bahçemde.

Kırlangıçlar,

Kanat çırpmıyor,

Kumrular,

Ötmüyor penceremde.

Her gün bir yıldız kayıyor,

Ve acıları yaşıyorum.

Miadı dolmuş.

Sevdalar taşıyorum usumda…

İhanet pusu kurmuş,

Karanfil kokan sokaklara.

Kan kokuyor Anadolu’m.

Adalet tutsak, hürriyet hasta,

Türk Dünyası yasta bugün.

Ve karanlığın orta yerinde…

B.     AYAZ: “Çalakalem Şiirler”, s.42)

 

 

 


15 Ocak 2018 Pazartesi

FİOLOG PROF. DR. İLHAN AKÇAY’I KAYBETTİK , (ÇINARDAN BİR YAPRAK DAHA DÜŞTÜ), ;Abdullah Çağrı ELGÜN

FİLOLOG PROF. DR. İLHAN AKÇAY’I KAYBETTİK
(ÇINARDAN BİR YAPRAK DAHA DÜŞTÜ)
Abdullah Çağrı ELGÜN
Prof .Dr. İlhan AKÇAY
KİŞİLİĞİ:
14 Aralık 2017'de Çınardan bir yaprak daha düştü. İlhan AKÇAY Hak’ka yürüdü. Yaklaşık otuz yedi yıl(37) önceydi. Sıcak bir yaz günü Sağlık Bakanlığının Merkez binasının beşinci katında Oral BAHTIŞEN, hemşerim ve hısım Fazlı ÖZTÜRK ile birlikte daktilosunun başında hummalı bir çalışmanın başında tanıdım ilhan AKÇAY’ı…  AKÇAY, Basın Müşavirliğinin dokunulmaz adamlarındandı. 
Otoriter, dediğim dedik, dakik, disiplinli çalışmaları ve iş üretmekteki başarısı insanı hayretlerde bırakıyordu. 
Yaklaşık on yedi(17) dile olan vakıflığı, onu her türdeki donanımlı kişiler karşısında üstün ve ulaşılamaz kılıyordu.
Randevularına o kadar sadıktı ki bir gün Kızılay’da başka dostlarla buluşmak için konuştuğumuzda, sadece iki dakika geç geldiler diye geç gelen arkadaşlara: 
“Hakkınızı kaybettiniz. Bundan sonra daha dikkatli olmalısınız!..” diyerek görüşmeden çekip gitmiştik..
AKADEMİK ve SOSYAL HAYATI
O gerçek bir akademisyen ve hakkıyle hocaydı… Arkeoloji, Sanat Tarihi, Hitetoloji, Kütüpanecilik gibi okulları bitirmiş; hatta bir kaçından da doktora almıştı. Bir müddet Amerika, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa, Libya, Mısır, Kudüs, Arap Emirlikleri ve Osmanlı Coğrafyası onun gezdiği ve kaldığı yerler olarak birkaç tanesidir…Ana dili gibi bildiği dillerden Almanca, Fransızca ve İngilizce ile. Fiolog, Arkeolog, Hitetolog ve Katoğcu idi ve doktorası vardı…
Sağ kulağının ağır işitmesi ve kulaklık kullanıyor olması ona bir engel teşkil etmemişti. O çok fazla eser bırakmamış olsa da ilklerin babasıydı. Türkiye’de ünlü Sümerolog ve Hititologlardan çok önce yazdığı kitaplarla Aztekler, Mayalar, İnkalar, Antartika ve Kayıp Mular ile ilgili Türk Tarih kurumunda ilk tebliği o sunuyor; ve tebliği bir kitapçık olarak (1991) yayınlanıyordu…
Alta Şair Şakir SUSUZ, Abdullah Çağrı ELGÜN,
 İlhan AKÇAY İLESAN'da 
Yayınlanmış her kitabında söylediği şey hep ilkti ve belki de kimsenin söyleyemediği ve söylemeye cesaret edemediği şeylerdi…
Çocukluk günleri ve kulağındaki problem sebebiyle ilk okul annesinin dizi ve müşvik kucağıydı. Sonra özel hocalar ve okullarda en ünlülerden dersler alarak okudu; fakat en önemli hocası annesiydi..
Annesi Fahriye AKÇAY Hanım da çok donanımlı ve kültürlü bir bayandı. Beyrut’ta doğmuş. Libya ve Mısır’da ve Arap yarımadasında gezmediği yer kalmamıştı. Arapçası, Fransızcası, İngilizcesi ve Almancası ile küçük İlhan’a bir okul oldu. Kendisi Gazi Mareşal Ahmet Muhtar Paşa’nın kızı olması dolayısı ile iyi bir aileden geliyordu. Muhtar Paşa, Erzurum Tabyalarının kumandanı, Osmanlı Rus Savaşları’nın müdafisi ve kahramanlarındandı…
İlhan AKÇAY ve Dedesi
Gazi Mareşal Ahmet Mutar Paşa
Yanlış bir evlilik yapmış, ve nihayet mecburen boşanmıştı; çünkü böylesi zampara, sarhoş ve evle, aile ile hiçbir bağı olmayan ve yuvasına gelmeyen biri ile evli kalmak hem İlhan’a hem de sağlığına zarar veriyordu. Sonuçta boşanmak daha iyi olacaktı. Öyle de oldu.
Ankara’da Erzurum Mahallesi (Kurtuluş Mahallesi) Geçim Sokaktan ev aldılar. Altındağ, Hamamönü o dönemin en zengin mühit olup Ankaralıların kaldığı yerlerdendi…
Komşuları arasında YAHNİCİLER, Zeki MÜREN, FEDAİLER, ERKALLAR…vb. de bu mahallede onların komşularıydılar.
Hafta sonları ve akşamları genellikle Ankara Gazinolarına gidilir buralarda çok nefis şarkıları seslendiren sanatçılarla yan yana bazan da diz dize otururlardı. Bunlar arasında:
Yesarî Asım ERSOY, Müzeyyan SENAR, Selahaddin PINAR, Mualla GÖKÇAY,  Safiye AYLA … vb. sanatçıları dinlerler, onların insanı kendinden geçiren şarkılarıyla mest olurlardı. Evde her türden dergi ve gazeteler eksik olmaz yabancı dilde basılmış kitaplar ve dergiler de sürekli okudukları arasındaydı.
Annesinin vefatında çok acı çekti. Yalnızlığa bir türlü alışamıyordu. Bekardı ve hiç evlenmemişti. Komşuları bunun kucağına bir kedi verdiler. Mırıl mırıl uyurken İlhan’ı teskin ediyordu. Hayli zaman sonra İlhan yanlızlığa da alıştı.
Fahriye Hanım ve Mürebbiyesi
Anesi yaşarken her sene mutlaka bir yurt dışı gezisine çıkarlar, Fransa, Almanya ve Osmanlı coğrafyasında Beyrut, Libya ve Mısır’da uzun bir süre kalırlardı. Libya’da ve Mısır’da akrabaları vardı. Annesi Beyrut doğumlu olması sebebiyle buraları pek severdi. Baba tarafından akrabaları Antalya’da Elmalı kasabasında büyük çiftlik sahibiydiler. Mal mülke önem vermez. Hatta baba tarafından akrabaları kendisi babasından kalan yerleri üzerine alması için geldiklerinde onları nazik bir şekilde geri göndermişti..
Üniversiteden ayrılarak önce büyükşehir belediyesinde çalışmış, 1980 ihtilali ile de Sağlık Bakanlığına Bakan Müşaviri olarak başlamıştı.
Dedesi (1897-1898), 93 savaşları dediğimiz, Osmanlı Rus Savaşlarından tanıdığımız ve “Başımıza Gelenler“ kitabının da yazarı Gazi Mareşal Ahmet Muhtar Paşa’dır.
Annesi Fahriye hanım Ahmet Muhtar Paşa’nın kızıdır.  Babası yine o devrin ünlü paşalarından birinin oğlu Bekir’dir.
Ailesi:Bekir AKÇAY, İlhan , ve  Fahriye Hanım
Mevlâna kitabının yazarı Bedia Ünsü ÇORAK hanımefendi de İlhan AKÇAY’ın dedesinin kız kardeşinin kızıdır. İlhan AKÇAY ile hemen hemen aynı dönemlerde yaşamış çocuklukları beraber geçmişti. İstanbul’a onu görmeğe gittiğimizde işitmiştim. İpek yolu ile katırlarla gelen kumaşlar ve yükleri indirirlerken birlikte katırcılara doğru koştukları ve meraktan katırlarda gelen yüklere dikkat kesildiklerini anlatıyorlardı..
İstanbul’a gittiğimizde: Bedia Hanımlar tarafından müthiş bir ilgi ve büyük bir misafirperverlik ve karşılanıp ağırlanmıştık. Akrabalar uzun yıllar birbiri ile irtibat kopukluğu sebebiyle uzak kalmışlardı. Oturup konuşulup dertleşilmişti.
İlhan AKÇAY muhterem ve muhteşem bir insandı. Bakanlıkta birlikte çalıştığımız yıllar anlatılamaz. Oral, Fazlı ve daha niceleri ile günler neşe ve sevinç içinde geçerdi.
Fahriye Ahmet Muhtar(AKÇAY)
Zaman zaman sıkıldığında 1980’li yılların başında Bahçelievler İkinci Caddedeki bizim eve gelir on on beş gün kalır bu kalmalar hatta uzar, daktilosunu getirir bizde üç dört ay kalır, çalışmalarını burada yapardı… Ben tatil ve izinlerde onu Kayseri’ye getirir burada gezmedik yer, girilmedik kapı bırakmazdık..
Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu onun bir çok eserini basmış, yüzlerce tebliğ, bildiri ve makale yayınlamıştı.
Yazın ve kimi zaman da Tatilleri Kayseri’ye birlikte gider, birkaç ay orada kalır ve Kayseri’de tanıdığı tüm dostları ile de görüşme ve konuşma fırsatı bulurdu. İlçeye gider, Erciyes’te, Çay Bağları’nda, Gesi Bağların’da Erkilet’te gezinirdik. Her yer onun evi onun bahçesi bağı ve meskeni idi. Herkes ile anında irtibat kurar, onunla halleşir ve dertlerinden haberdar olurdu. Sonra Ankara’ya tekrar dönerdik. Onun tarih ve müze merakı, plan ve proje merakı, gelecekle ilgili planları hiç bitmezdi. Onu diri ve ayakta tutan gelecek ile ilgili düşünce, hayal ve planlarıydı. Gereğinden çok dostu ve tanıdığı vardı. Evine hemen her ilden, ilçeden, kasaba ve köyden gelmeyen yoktu. Bu gelen misafirlerin şehirlerinden köylerine kadar olan bütün yerleri inanılması güç bir bilgelikle bilir, oralar hakkında gelenlerin kendi yöresi hakkında bilmediklerini biliyor, enteresan ve hiçbir yerde duyulmadık yazılmadık şeyler söylüyor olması ona olan saygı, sevgi ve minneti artırır, onu ulaşılamaz kılardı. Çok saygı görürdü. Bu bilgileri hocadan dinleyenler onun ellerine sarılır, yüzünden öper dizlerinin dibine kurulup onu saatlerce dinlerlerdi…
Abesi Fahriye Hanım
O emekli olduktan sonra da çalışmalarına devam etti. Evine en az bir gazete girer ve okumayı asla bırakmazdı.
HAYAT HİKÂYESİ
21. 12. 1930 ‘da Datça’da doğdu. Babası Bekir ve annesi Gazi Mareşal Ahmet Muhtar Paşa’nın kızı,  Fahri’ye AKÇAY’ın oğludur.
Fahriye AKÇAY’ın evlatlığı Bedia Hanımın, Datça’da Sağlık Evi Doktoru olması sebebiyle bir müddet yaşadıkları Datça’da doğdu.  Sonraki yıllarda Ankara’ya gelen, AKÇAY Ailesi’nin oğlu İlhan AKÇAY, Ankara Kurtuluş Mahallesinde (Erzurum Mahallesi) bulunan Dumlupınar İlkokulunu, Cebeci Ortaokulunu ve İstanbul IŞIK Lisesinden mezun oldu.
Üniversiteye Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesini “Kütüphanecilik Bölümü, Sanat Tarihi Bölümü ve Arkeoloji Bölümlerini” aynı zaman bitirdi.
Atatürk Üniversitesine Asistan olarak başladı. “Mimari Sanatlar ve Restorasyon” konusundaki Doktorasını İstanbul Üniversitesinde tamamladı.
Bir müddet Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak görevini yürüttü. Daha sonraki yıllarda Ankara Belediyesine Başkanlık Uzmanı olarak atandı. Büyük Şehir Belediyesi Başkanlık uzmanı olarak görevini yürütürken emekli oldu.
İlhan AKÇAY, Bülent ÇORAK, Abdullah Çağrı ELGÜN
İhtilâl sonrası (1980) Sağlık Bakanlığında tekrar göreve başladı. Türk Tarih Kurumu Kongresi Bildirileri ve Atatürk’ün Sağlık Konusunda Politikaları konulu çalışmalarını tamamlayarak görevinden ayrıldı. 
EDEBÎ KİŞİLİĞİ:
Bugüne kadar birçok esere imza atan AKÇAY: “Hakses, Türk Tarih Dergisi, Türk Dili, Türk Devrim Kurumu Dergisi, Türk Kültürü, Türkocağı, Aydınlık, Mehmet Akif, Boyut, Bilim ve Teknik ...vb.”  dergilerde ve bir çok gazetelerde eserleri yayınlandı.
Türk Tarih Kurumu Tarafından, “Türk Dilinin Tasnifi, Ankara, Ayasofya, Kolomp Öncesi Amerika” gibi birçok uzun dilimli tebliğler sunmuş ve tebliğleri aynı yerde yayınlanmıştır. 
TBMM Salonu: Prof Dr. İlhan AKÇAY
ESERLERİ ARASINDA:

1)AKÇAY, İlhan; “ANKARA HARİKASI”,  Eser Matbaası, Ankara-1969
2)AKÇAY, İlhan; “Kolomb Öncesi Amerika Türk Kültürü”, VIII. Türk Tarih Kongresi II. Cilt’ten Ayrı basım, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1991
3)AKÇAY, İlhan; “ERZURUM HAKKINDA YAZILMIŞ YAZILARIN BİBLİYOĞRAFYASI”, Atatürk Üniversitesi, 1960 Yıllığından Ayrı Basım. Erzurum-1961
4)AKÇAY, İlhan; “ATATÜRK DEVRİNDE SAĞLIK HİZMETLERİ”; IX.Türk Tarih Kongresinden Ayrı Basım. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara-1989
5)AKÇAY, İlhan; “İLDEN ile ATATÜRK YURT DİZİLERİ, ATATÜRK ANKARA’DA I”, EDİTÖR HİKMET TEKİN, YAZAR: İLHAN AKÇAY, Türk Devrim Kurumu
6) AKÇAY, İlhan; “Dünyanın Yedi Harikası (Piramitler)”, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara
7) AKÇAY, İlhan; “Grimin Masallar (Garip Cüce)”, TDK Yayınları, Ankara
8) AKÇAY, İlhan; “Çin Türkistanı”, 1962 A.Von le Coqve ,Hakses, Erzurum. Çeviri (Kaiser Wilhelm), Türk Devrim Kurumu Yayınları, Ankara
9) AKÇAY, İlhan; Ankara”, TDK Yayınları, Ankara
10) AKÇAY, İlhan; Yayın Arşivciliği, Gazetecilik Enstitüsü Ders Kitabı”, Ankara




                      İlhan AKÇAY Kayseri
50..YIL PARKI, Abdullah Çağrı ELGÜN ve İlhan AKÇAY

11 Aralık 2017 Pazartesi

PROF DR. HALİL İBRAHİM YAKAR’IN: “AHMET AYAZ HAYATI ve ESERLERİ” ADINDAKİ KİTABI HAKKINDA; Abdullah Çağrı ELGÜN

PROF DR. HALİL İBRAHİM YAKAR’IN:
“AHMET AYAZ HAYATI ve ESERLERİ” ADINDAKİ KİTABI HAKKINDA
Abdullah Çağrı ELGÜN
Kitap Hakkında:
Toplam 386.s. olarak 90 gramajlı saman kağıda bastırılan eser, 19X105 ebadında Çağrı Kitap Evi Abdullah Edip Caddesi Balıklı Çıkmazı No: 1, Şahinbey/Gaziantep,
 Tel:0342 221 21 91-221 21 92, Faks:0342 220 30 94
Dizgi ve Basım  Yeri olarak belirtilen adres: Damla Matbaası, Tel:0342 215 03 06-215 33 03, kilipınar Mh. Nail Bilen Cd. 5 Numaralı Sokak. Kantar İş Merkezi, Altı No:4/B Şehitbawil/Gaziantep, www.damlamatbaa.com.tr
İsteme Adresi: Ahmet AYAZ, PÇ525 86 80. Ziraat Bankası Merkez Şb.İBAN:TR720001 0000 42 39 42 03 49 50 09 olarak belirtilmiştir.
Kitabın İçinde Yer Alan Konular ve Başlıklar:
Önsöz: s. 13, Hayatı: s.15, Eserleri: s.39, Edebî Şahsiyeti: s.40, Şiirlerinin Şekil Özellikleri: s.47, Şiirlerinin Dili ve Uslûbu: s.49, Hakkında Yazılanlar: s.56, Sonuç s. 68.
Bu Kitapta, Şair Hakkında Yazı Yazan Sanatçılar:
Yard. Doç Dr. Ahmet ÖZBAY, Ertuğrul KARAKOÇ, Tamer ABUŞOĞLU, Prof. Dr. Ramilya YARRULİNA YILDIRIM, (Fırat’tan Volga’ya Medeniyetler Köprüsü, Yıl:2015, S.183.), Mustafa CEYLAN, Hüseyin TOPRAK, Prof. Dr. Erdal CEYLAN, Ziya ÇİL, Reşit GÜNGÖR KALKAN, Gürel GÜZEL, Sabit İNCE, Gaziantep Hakimiyet Gazetesi, Mehmet Zeki AKDAĞ, İbrahim Halil AYCAN, Mehmet KARA, Dr. İrfan YILMAZ, Dr. M. Kazım ERKENT, Lütfü KILIÇ, Abdulkadir GÜLER,  Esra GÜLLÜBARDAK TİRYAKİ, Tamer ABUŞOĞLU, Mustafa GÖKÇEK, Abdullah Çağrı ELGÜN, Abdullah Sabri KOCAMAN, Ahmet ÖZDEMİR, Kübra AKSOY, Bilge Ülke GİZEZ, Prof. Dr. Halil İbrahim YAKAR, Tug. Gen. Zafer ÖZKAN,…vb. elliye yakın yazar, şair, araştırmacı, gazeteci ve sanat erbabının Ahmet AYAZ hakkında yazılar yazdığını görüyoruz.
Prof. Dr. Halil İbrahim YAKAR: “Ahmet AYAZ, Hayatı ve Eserleri” adlı kitabında, gazeteci yazar Ahmet AYAZ’ı inceden inceye inceleyip sık dokuduğuna bu kitabıyla şahitlik etmektedir. Ayaz’ın hayatı, eserleri, edebî şahsiyeti ve şiirlerindeki şekil özelliklerini ortaya sermiş, onun başarılı Türk şiir tekniğini ayan beyan su götürmez delillerle ortaya çıkarmış bir bilim adamıdır.
AYAZ’ın yazdığı dokuz (9) şiir kitabı, incelendiğinde de görüleceği gibi, Yunus Emre’nin:
“Her dem yeni doğarız,
Bizden kim usanası?..”  sözlerinin ispatını, sözünün anlamını çeşitli konularda yazdığı şiirleriyle ispat etmiş, araştırmacı, şair, yazar, gazeteci, eleştirmen, bakış açısıyla en iyi, en beliğ, açık saçık şekilde ortaya koyan sanatçıdır.
AYAZ, bugüne kadar ortaya çıkardığı iki(2) şiir antolojisi, bir(1) hikâye, iki(2) araştırma eseri,  dokuz(9) şiir kitabı ile kendisini araştırmacı gazeteci, şair ve yazar olarak defalarca ispatlamıştır.
Prof Dr. Halil İbrahim YAKAR, sahasında profesör olmuş ilim adamı olarak, ele aldığı: “Ahmet AYAZ’ın, HYATI Eserleri ve Edebî Şahsiyeti” adlı kitabında, sanatçının geçirdiği merhaleleri, hayat ve kader yolunu, felsefesini, düşünüşündeki ince çizgiyi, geçtiği sıratı, anlatmıştır. AYAZ’ı yine AYAZ’ın ağzından otobiyoğrafi tarzında ortaya koymuştur. Kendi sözleri, cümleleri ile mensubu olmaktan övünç ve kıvanç duyduğumuz Türk edebiyatımıza, Türk edebiyat tarihimize geçiriyor. Biz de Ahmet AYAZ hakkında yazdığımız her yazıda onu anlatan satırlarda onun: “Ayaz, sadece gazeteci değil, araştırmacı kimliği, yerli, millî, mahallî dili, ruhu ve dimağı yeni, teceddüt, her dem yeni doğan yeni yakalayan ve yeniyi anlatan, yeni doğan bir şairdir.” dedik.  Bugün de şairlerin: kelime hazinesi geniş, diğer bütün bilim adamlarına olan üstünlüğü, tartışılmaz bir gerçektir.
Şüphesiz ve inanarak diyorum ki şairler: Sahasının filozofudur… Bilgisi, deney ve tecrübesi, hayal etme kabiliyeti, yaratma melaikesi, düşünüş zenginliği, her dem yeni doğması ve yeni olması açılarından şairlere, diğer bilim adamlarına kıyasla, tartışmasız bir üstünlük sağlamaktadır…
Prof. Dr. Halil İbrahim YAKAR, tanınmış ve saygın bir ilim adamı sıfatı ve Ahmet AYAZ’ı anlatan bu kitabı ile Ahmet AYAZ’a sadece bir paye vermemiş, AYAZ’ı Türk Edebiyatı ve Türk Edebiyat Tarihimizin ölümsüz şahsiyetleri arasına girdirerek Türk Dili sevgisini, Türkçe sevdasını, Türkçeyi zenginleştirme gayretini de ortaya koyarak, Türk Diline, Türkçeye olan bir ahde vefa borcunu ödemiştir…
Bilim adamı budur ki nerede bir dil hazinesi bulsa ortaya çıkarır, onu tozlu raflarından gün ışığına, halka ve memleketinin aydınlarına sunar ve onların bakış açılarına yeni bir aydınlık ve nur getirir. Güneşleri ve güneş galaksilerini, güneş evrenlerini açar…Teşekkürler, sevgili hocam!
AYAZ, bize göstermiştir ki: “Saadet gibi şan ve şerefi de dışarıdan bekleme…Etrafında el şakırtısı yokmuş, ne beis var?.. İçinden bir ses: “Aferin!” desin bu kafidir. Hakiki nişan, göksün dışına değil, içine takılır.”
Sayın AYAZ, bahtınız açık, yolunuz aydınlık, şiirleriniz Türkçe, düşünüşünüz millî, görüşünüz aydınlık olsun...

21 Eylül 2017 Perşembe

SEMRA İPLİKÇİ Abdullah Çağrı ELGÜN

SEMRA İPLİKÇİ
Abdullah Çağrı ELGÜN
ESERLERİ
1)      2002, İPLİKÇİ,  Selma. “Yıldızları Arıyorum”, (Şiirler, Ankara)
2)      2004, İPLİKÇİ,  Selma. “Polyanna’ya İnat Semranna”, (Deneme
3)      2008, İPLİKÇİ,  Selma. “Besmele Teyze”  (Çocuk Hikâyeleri)
4)      2008, İPLİKÇİ,  Selma. “Küçük Çoban Büyük Yürek”, Ahiret Ağacı ile Dünya Ağacı(Hikâyeler)  
5)      2008, İPLİKÇİ,  Selma. “Ürperti”, (Şiirler, Ankara)

KAYNAKLAR
1)      2002, Yıldızları Arıyorum(Şiirler, Ankara)
2)      2004, Polyanna’ya İnat Semranna (Deneme)
3)      2008, Besmele Teyze(Çocuk Hikâyeleri)
4)  2008,Küçük Çoban Büyük Yürek, Ahiret Ağacı ile Dünya Ağacı (Hikâyeler)
5)     2008, Ürperti(Şiirler, Ankara)
6)     http://okumaca.blogcu.com/Yazarlar-Sairler/