4 Kasım 2016 Cuma

TÜRKAN SÖNMEZ DAŞKIN’IN ŞİİR KİTABI: (TOPRAK KAYGILARA BIRAKIR YELKENİNİ) Abdullah Çağrı ELGÜN

TÜRKAN SÖNMEZ DAŞKIN’IN ŞİİR KİTABI:

(TOPRAK KAYGILARA  BIRAKIR YELKENİNİ) 

Abdullah Çağrı ELGÜN  

Türkan Sönmez DAŞKIN tarafından yazılan bu kitap, GEÇİT YAYINEVİ(Basım-Yayın-Dağıtım) Ekim 2000, KAYSERİ'de  yayımlanmıştır. Şairin seksen sayfadan oluşan kitabının yetmiş bir sayfası şiire ayrılmış.Geriye kalan kısmı ise okuyucunun notları  adı altında boş bırakılmış.
Türkan Sönmez DAŞKIN otuz dokuz adet şiirinin üçünü, ANA başlığı ile yazmış. Kitabının başlangıç bölümünde de şairin, romancının, yazarın yazdığı her şeyi özel hayatı ile özleştirmenin mümkün olamayaçağını ifade ederek; romanda, hikâyede, senaryoda nasıl ki tam anlamıyla yaşanmamış; fakat yaşanması mümkün olan gerçek veya gerçeğe yakın olaylar tasavvur ediliyorsa şairin anlattıklarının hemen hepsi de yaşanmış şeyler olmayabilir; fakat yaşanması muhtemel olaylar şairin gönlüne yansır. Şair hayâl olan bu olayları yaşamadan da sanki onu yaşamış gibi anlatır. Şair duyan, hisseden, üzülen, aşığın, yaralının, mazlumun, ezilmişin, gönlünden geçenleri terennüm eden ve onları sanki kendisi yaşamış gibi,  okuyanlarına aktaran bir kahramandır. Onun için "şiirleri, şairlerin özel hayatları ile bağdaştırılamaz"  diyor. "Öyle olsaydı cinayet romanının yazarının katil, hırsızlığı detayı ile işleyen senaristin soyguncu olması gerekirdi." Diyorsa da bu sözlere yüzde yüz katılmak gerekmez. Hele bu bir şairse, o aşkı gönlünde duyacak, hissedecek, aşkı aşkta bulacak, aşk, sevgi, mutluluk sözleri fısıldayacak bunu her şahsa söyletmek mümkün mü?
Romancı, eleştirmen, senarist aşkı duymadan yazabilir mi? Hiç şüphesiz o sanatçının içinde az da olsa yazdığı duygulardan kıyıda köşede gizli kalmış bir hırsızlık, katillik, soygunculuk, şair için de aşk vardır; çünkü kahramanlık romanı yazan bir yazara, mükemmel bir  soygunculuk; dedektiflik romanı yazan bir yazara da gerçek anlamda bir aşk romanı yazdıramazsınız.Yazsa da olmaz.Yunus Emre'nin dediği gibi:
"İşitin ey yarenler, aşk  bir güneşe benzer,
Aşkı olmayan gönül, misâli  taşa benzer"

Fuzûlî devrin en mükemmel şairi:
"Od ile korkutma vaiz bizi kim lâl-ı nigâr
Canımız bizim oda yanmağa mutad eyledi."  "Sevgilinin dudağının ateşiyle yanmağa alışmış olan şaire, cehennem ateşi bile vız geliyor, cehennem ateşi bile onu korkutmuyorsa" , "AŞK" vardır. "Aşk" olmadan yanmak, "sevgi" olmadan kucaklamak mümkün mü? Yanan, tutuşan yüreğinde fırtınaların en delisi, gönlünde soylu kısrakların, küheylanların en başkaldıranı, okyanusların gel gitlerinin ve denizin şiddetli kasırgalarının estiği Şaire Türkan Sönmez DAŞKIN: 
"Kadın aynaya ağlıyor, kirpikleri ıslak.
Ayna, kadına ağlıyor, sessiz ve de korkak.
Mahşeri andırıyor duyguları…
Hangisinden başlamalı, neyi anlatmalı?
Neyi anlatmalı sır âlemine, diyor.
Yüreğiinde hâlâ buçuklu yaşların
Heyacanlı coşkusu…
Denizi görmeden dalgadan korkutuldum.
Her tebessüme sınır, her sevgiye yasak!..
Yine buçuklu yıllarda başladı
Yasaklara suskun, baş eğişim…

… Kadın aynaya ağlıyor, hıçkırıklar
Düğüm düğüm..
Ayna param parça, dili lâl,
Derdi, kördüğüm!.."

Şaire Türkan Sönmez DAŞKIN, usta şairlerin bir kaç mısraları ile  okuyucusuna  sesleniyor. Hey ağzına sağlık aşık, sen ne güzel söyledin derler ya işte, öyle bir şey,  dertleri tercüman buluyor… "Ağustosta suya girsem balta kesmez buz olur", "Bir of çeksem karşıki dağlar yıkılır", "Yiğidi kılıç kesmez bir kötü  söz öldürür", "Gözüm yaşı değirmeni döndürür", "Dağlar seni delik delik delerim, kalbur alır toprağını elerim", "nedendir de kömür gözlüm nedendir, bu geceki benim uyumadığım", "Yar beni anlamaz dinsiz imansız" dedikten sonra :

            Candan geçenlerdir, eren Allah'a
Hakikat yolunda ben bu dergaha,

İsteyerek gelmiş kurbanlar gördüm" diyerek bir bakıma bu yolu bizzat kendisinin seçtiğini anlatıyor Şaire.
Kadın aynaya niçin ağlıyor? Pek tabii aynadaki görüntü kendisi. Kendi görüntüsü kendini ağlatıyor. Niçin?.. En güzel cevabı Üstâd Cahit Sıtkı TARANCI'nın şiiriyle verelim:
"Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah'ım  bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz?
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?.."

"Hıçkırıklar düğüm düğüm" niçin bardaktan boşanırçasına gözyaşı, serbestçe, özgürce bağıra çağıra haykırışlar yok da "hıçkırıklar düğüm düğüm?!." Türk insanı mayasında, özünde çığırtkanlığı, nafile feryadı, bağırıp çağırmayı barındırmaz. Onu küçüklük, düşüklük, onursuzluk sayar. Acı ve ıstırabı, alnını kırıştırmadan, yüzünü ekşitmeden, sabırla, bir bardaktan suyu yudumlar gibi  mübarek "Hayır ve şer Allah'tandır"  addederek  yudumlar.Teselliyi:

"Hak şerleri hayreyler
Zannetme  ki gayr eyler,
Görelim Mevlâ neyler
Neylerse güzel eyler"  sözünde bulup, sineye çeker."Sabırla pişen goruğun" pekmez olacağını bilir. Aslında Şaire DAŞKIN'ın gözünde kendini küçülten, kendini aslından farklı gösteren bu ayna  utancından, yalan ve iftira atmadan, koğuculuktan, mübarek bir yaratık olan insanı yine insana aslından farklı göstermiş olmasından dolayı paramparça olup, gönlü "dili" Irak'ta Kerbelâ(Hz.Ali'nin oğulları Hasan ve Hüseyin'in şehit edildiği yer) yakınlarında çıkartılan kırmızı renkli   "lâl" yakut, taşı gibi kırmızılaşıp, kanlanmış, yüzü kıpkırmızı olup Şaire'ye  yaptıklarından utanmıştır. Muaviye'nin oğulları Yezidiler'in Halifelik makamı için, Hz. Hasan ve Hüseyin'i pusuya düşürerek şehit ettiklerinden utandıkları gibi olduğundan bu olay da  "lâl" (kırmızı, kanlı )yakut, sözü ile bize hatırlatılarak işaretlenmiş, telmih edilmiştir. "Derdi kördüğüm" Dertlerinin bütün bunlardan sonra  berraklaşıp durulması düşünülemez. Elbette kördüğüm ve  bir çıkmaz olacak; çünkü bunca acı, ıstırap, yakut değerinde dökülen kan, paramparça gönül, düğüm düğüm kilitlenmiş hıçkırıklar ve sonuç çıkmaz sokak, "derdi kördüğüm." olacaktır. 
Şaire, Türkan Sönmez DAŞKIN, eşine hitaben yazdığı "Adamım"  adlı şiirinde:
-"Döneceğin akşamın kızıllı
Birlikte yaşmak umudum.-
            Haberini aldım bugün postadan,
            Gam ve keder çadır kurmuş yaylana
            Rüzgarların hep poyrazdan esermiş,
            Çiğ düşmüş harmandaki daneye.
Olur adamım neler neler olur
            Sen kaçsan da dert gelip
Kucağına oturur
Yılan döşü emmiş birileri,
Dillerinin çatal,
Sözlerinin zehrinden belli…"
Şaire DAŞKIN şair olmanın zorluğunu yaşıyor.Hele bu bir de kadın, yani şaire ise işler iyice çatallaşıyor.Memleketten uzakta her şeyden habersiz mutlu çiftin mutluluğuna limon sıkılmak isteniyor.Dedikodular yayılıyor. Şairenin yavuklusu, sevgilisi, eşi, hayat arkadaşı, bir yastığa baş koyduğu kocasının, işleri iyi gitmiyor. Hasatı yığdığı harmanda, buğdaylara çiğ düşmüş.Rüzgarlar istenilen istikamette değil, dertler duman duman, bir yağmur bulutu gibi yüklenmiş, cisilemekte, bir de sıladan, gam ve kederin çadır kurduğu yaylalardan gelen boz bulanık seller işeri iyiden iyiye bozuyor.
Postacının sunduğu haber her zaman sevinç dolu olmuyor. Bazan  da insanı gama kedere, boğuyor.Yolların  çalılı, dikenli, çetin düşmanlar elinde pusulu olması kavuşma, birleşme vuslat sözcüğünü gölgeliyor. Sözlerinin zehir, dillerinin çatal oluşlarından anlaşılacağı gibi yılan sütü içen birileri, yılan döşünden  emen, beslenenlerin çıkardığı iftiralar, uçurduğu yalan dolan haberler sılada ve ve gurbette  ekmeğini çıkartmak için uğraşan iki bahtiyarın yüreklerinde endişe ve keder yaratıyor. Uzakta olan gurbetteki, sıladaki habere inanıyor mu? Hayır; ama endişesi var!.. İçine bir şüphedir düşmüş, ondan kurtulamıyor eline kağıt kalem alıp karalıyor bir kaç satır ve soruyor? "Nedir bu söyleyenler?" Diyor. Cevap basit ve tek sözler "zehir" den ibaret.
Bu defa sıra Şaire'ye geliyor: "Adamım, hüznüm, gerçeğim dinle: Geçenlerde  karışık bir düş gördüm, üzerime gece vakti kar yağıyordu.Ben ceviz yaprağı gibi bu yağan kara aldırmadan öylece duruyordum.Vakit çok geç, hava soğuk ve soğuk iliklerimde dans ediyordu."Ben bir şarkı tutturmuş: "Dönülmez akşamın ufkundayım, vakit çok geç; bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç" diyordum. Teslim oluyordum, senin beni nasıl anladığına, anlayacağına teslim oluyordum kara, ayaza, ayrılığa…Sonra serçe yavruları yuvalarından çıkıp güneşle birlikte uyandılar:"Bu kadın bize ıslak ekmek yedirdi, yediğimiz ekmeğin hatırına bir kez olsun bakıp hal hatır soralım derken, güneş göğün perdelerini yararak mahmur mahmur gözüktü.Sıcacık bakarken karlar hızla eridi.Parmaklarımdan sular akıyor, yere değmeden düğümleniyor, her düğümden kardelenler açıyor: "Sabret sabret" diye sesleniyorlardı. 
Sonra gözlerinden akan kan, damlıyordu  yüreğimde kuruyup, savruluyordu. Kuşluğa çeyrek kala ben ağlıyordum ve yarı uykulu, bitkin bir haldeyken  sen bana muhtaç, bense sensiz ölürüm; çünkü sen benim yüreğimi elinde tutarsın.Eylülü, kasımı bekleme gel. Ayçiçeği güne, elâ göz sana baksın, karınca kıskacında buğdayı, benim yüreğim sevdayı taşısın. Adamım, ölüm kadar gerçeğim, kavuşmamız başka baharlara kalmadan hasretliğim, sevdam, bekleme gel!..Serçeler de olmasa  rüyada donarım ve korkarım ki bir daha sabaha çıkamam." Onun için bu zehir ikimizden birini  almadan acele et gel Adamım. 
Türkan Sönmez DAŞKIN "Balkondan Balkona" adlı şiirinde ustalığa doğru adım atıyor, şiiri, şairi, ayak sesinden tanır hale geliyor ve diyor ki:
Dedim: Merhaba komşum, nasıldır hatırın?
Dedi:Ne konuştun bende değil satırın.
Dedim:Havalarda bozuldu sağlığın nasıl?
Dedi:Kürk manto aldınya kasıl ha kasıl.
Dedim:Sıkılıyor canım kahve bahane.
Dedi:Dün bir bağ aldık ki , görsen şahane.
Dedim:Bak çatı akıyor, evimizde sel.
Dedi:Bu ara  işim çok, bayramlarda gel…

Balkonumuz yan yanaydı gitmedi sesim.
Kalmadı ki o komşuma artık gidesim!..

Şaire'nin yine eşi için yazdığı "Yiğitim","Gurbete Mektup" şiirinde hece vezninin  6+5 duraklı 11 li kalıbın dillendiriyor ve Şaire'nin şiir uslûbu hakkında bizi aydınlatıyor :

"Bengissu'ya düşmüş aksin yiğidim,
Kıristal kadehten içeyim seni.
Sırılsıklam, nurdan paksın yiğidim,
Her iki âlemde seçeyim seni. "

"…Kardeşimsin arkadaşım can dostum,
Değerini fazla biçtim bilesin
Canımı veririm çürürse postum,
Sözümden dönersem şayet silesin."

      KAYNAKLAR:

1)      Ali Rıza NAVRUZ,  ÖKSÜZ  UYKULAR BIRAKTIM YATAĞIMA, GEÇİT YAYINEVİ (Basım-Yayın-Dağıtım) Ekim 2000, KAYSERİ

2)      Hacı Recep ÇALKANER, “4x4 Aslan Gayserilim”, Şafak Ofset Matbaacılık San.Tic.Ltd.Şti. Ağustos 2003,KAYSERİ
3)      Abdullah Çağrı ELGÜN,  "Türk Dili”, (Genişletilmiş İkinci Baskı) Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2001;
4)      Abdullah Çağrı ELGÜN, "Edebî Sanatlar”, (Laçin Yayın Dağıtım, Kayseri 2000)
5)      Mehmet KAPLAN, Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Yayınları:7, İstanbul-1973, s.5-8
6)      İlhan GEÇER, Cumhuriyet Döneminde Türk Şiiri, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. 785, Ankara-1987, s. 140-143
7)      Mehmet KAPLAN, Tevfik Fikret ve Şiiri, Türkiye Yayınevi, İstanbul-1946, s.149
8)      Türkan Sönmez DAŞKIN,(TOPRAK KAYGILARA  BIRAKIR YELKENİNİ),  GEÇİT YAYINEVİ (Basım-Yayın-Dağıtım) Ekim 2000, KAYSERİ

 





M. NECATİ GÜNEŞ ve ESERİ “TOKAT YÖRESEL KELİMELER SÖZLÜĞÜ KİTABI ÜZERİNE”, Abdullah Çağrı ELGÜN

  M. NECATİ GÜNEŞ ve ESERİ “TOKAT YÖRESEL KELİMELER SÖZLÜĞÜ KİTABI ÜZERİNE”

Abdullah Çağrı ELGÜN

Eser, eğitimci yazar M. Necati GÜNEŞ tarafından kaleme alınmış. Üçüncü sayfada “önsöz” kitap şöyle tanıtılmaktadır:
“Dil kültürün temelidir. İnsanlar konuşarak ve yazışarak anlaşırlar. Bizleri geçmişimizle yüzleştiren, geleceğimizin hayâllerin kurduran  yegâne araç dildir. Diller yöresel ağızları, tüm hoşgörüleriyle içlerinde  barındırırlar. Yöreler arası etkileşim mutlaka olur. Buna rağmen farklı söyleyiş tarzları, farklı telaffuzlar da hep olagelmiştir. Bu bir dilin zenginliği ve çeşnisidir.
Biz bu çalışmamızda Tokat’ta kullanılan yöresel kelimeleri, bir sözlük halinde ortaya koymaya çalıştık. “Tokat Yöresi Kelimeler Sözlüğü” yıllar süren bir araştırma ve çalışmanın ürünüdür.
1990 yılında bir merak ve hevesle arkadaş sohbetlerinde  başlayan yöresel kelime toplama çalışması yayınlandığında, çok ilgi çeken “Diyorlar Bizde (Niksar’da)” şiiri, ile  ilk meyvesini vermişti. Daha sonra özellikle  yaşlı kişilerle ve köylerde yaptığımız tarihî araştırmalar sırasında da fırsat bulduğumuz sohbetlerde kelime toplamaya devam ettik; ve  belli bir birikime ulaştık.
Bu alandaki çalışmalarımdan haberdar olan Niksar Sevdalısı Şair Ulviye SAVTUR Hanımefendi’nin teşvikiyle bu birikimi imkânlar ölçüsünde sözlük haline getirdim.
Bu sözlüğü hazırlarken,   kaynakçada da belirttiğim gibi, kendi çalışmalarımın haricinde değişik eserlerden de faydalandım. Bunlardan üçünü özellikle: Prof. Dr. Ahmet CAFEROĞLU’nun: “Sivas ve Tokat İlleri Ağızlarından Toplamalar”, Prof. Dr. Necati DEMİR’in: “Tokat İli ve Yöresi Ağızları” ile Ömer KUNTAY’ın: “Lehçe-i Tokat” isimli eserlerini belirtmek isterim.
Bu çalışmayı tüm Tokatlılara ve Tokat ilinin sevenlerine armağan ederken, sözlüğün hazırlanmasında beni teşvik ederek, cesaret veren, basımında hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan değerli dost şair Ulviye SAVTUR Hanımefendi’ye, destek ve yardımlarını esirgemeyen emekli Öğretmen Hami KARSLI, araştırmacı yazar Şakir Hasan AKAR, Dr. Şahsuvar SAVURAN, meslektaşlarım Hasbi ŞAHİN ile Süleyman ALTUN ve öğrencilerime teşekkür ediyorum.
Hata ve eksikliklerimin hoş görülmesi dileğimle...” deyerek ön söz sonlandırılıyor.
Eserde Tokat ili ve çevresi kısaca tanıtıldıktan sonra Tokat ilinin ağız özellikleri hakkında başlıklar halinde bilgiler veriliyor. Kelimelerdeki ve seslerde meydana gelen değişiklikler maddeler halinde sıralanıyor.
Eserdeki Tokat ve yöresinin ağız özeliklerini yansıtan, orijinal metinlerden bir örneği aşağıya alıyoruz:

“DİYORLAR BİZDE I

Düzgün mısmıldır; başörtüsü, bürük
Lahana, kelem; dağ armudu, çördük
İştaha, mada; azıcığa, eccük
Alkışa da çepik, diyorlar bizde.

Merdiven, badaldır; zebze de zavzu

İğneye, biz derler; dibeğe, sohu

Sitil, kovadır; çeket ise saku
Sedire de mahat, diyorlar bizde

Behni yem yeridir; arazi yazu
Göcek köşedir; yumruk ise muşmu
Balçığa, lıgırt; ev duvarına çandu
Civcive de cücük, diyorlar bizde

Banyo yapmak, yunmak; bol ise foltah

Hindi culuhtur; sac ekmeği, cızlah
Patatese gostil; sahiye, essah
Kızılcığa, zoğal, diyorlar bizde

Takunya, nalindir; çok fazla, zebil
İçi boş küfüktür; katmerse, hetil
Şubata, gücük; yatağa da mitil
Belkiye, ellâğam diyorlar bizde

Biber, issottur; sırık ise herek
Elbise urbadır; kilitse firek
Fasülye, çiğit; raf ise, terek
Muşmulaya, töngel diyorlar bizde

Salon, hayattır; sürekliyse, fasa

Keh, uçurumdur; sığ yer ise yoha

Aşgana, mutfak; işteyse deydaha
Çınara kavlağan diyorlar bizde

Ağleş, dur demek; yazma ise çember
Ahacuk, iştedir; bakır kap, lenger
Yufkaya, işkefe, salçaya pelver
Mandaya da kömüş diyorlar bizde

Azıcık, bidıhım; tatsıza sarsuh
Boduç, su kabıdır; ayran da gatıh
İşkenbeye minbar; çiviye de mıh
Bileziğe golbağı diyorlar bizde

Şip, çabuk demek; rezil de ilezir
Foruz, horozdur; kevgir di ilistir
Kaynağa göze, peçeteye peşkir,
Geçen yıla, bıldır diyorlar bizde.
GÜNEŞ, M. Necati Tokat Yöresel Kelimeler Sözlüğü, s.7-8, Form Ofset, Ankara, 2007 ”
Bu eserde , “Diyorlar Bizde I,  Diyorlar Bizde II; ve Çoban adlı üç adet orijinal metine yer veriliyor. Daha sonra eserde alfabetik sıraya göre, yörede kullanılan kelimelerin halk ağzındaki yaygın örneklerinin bugünkü Türkiye Türkçesine göre anlamları karşılarına yazılarak açıklanıyor. Toplam on sekiz sayfa tutarındaki bu kelimeler alfabetik sıraya göre (A) harfi ile s.13’ten başlayarak  (Z) harfi ile s.47’de bitirilmiştir.
Kitabın en son sayfasının arka kısmına da “Kaynaklar” adı ile bir kaynakça konularak bu eserin yazılması esnasında faydalanılan kaynak eserler belirtilmiştir.
Kitap toplam 48 sayfadan oluşmuş küçük bir belge niteliğinde olup, edebiyat tarihçileri, Türk Kültürü Araştırmacıları, Şehir Yıllıkları yazarları ve daha bir çok kişi, kurum ve kuruluşlar açısından gerekli bilgilere ulaşmak isteyenler için istifade edilmesi gereken önemli bir kaynak olacaktır.

KİTABA ELEŞTİRİ:
Elimizdeki bu eser (TOKAT YÖRESEL KELİMELER SÖZLÜĞÜ KİTABI ÜZERİNE), dizgi, baskı, düzeltmeler, tasarım yönünden eleştiriye uğrayacağı şüphesizdir. Kıymetli sanatçının kendisinden kaynaklanmadığını sandığım bu tür hatalar, kitabındaki bilgiler yönünden elbette bir  değer kaybı yapmayacaktır; ancak umarım diğer baskılarda bu tür hatalar da giderilerek eser layık olduğu değere ulaşacaktır.
Ön sayfada yer alması gereken (Basıldığı şehir, basıldığı yıl ve ne kadar basıldığı) bilgilerden bir kısmındaki eksiklik, daha önce basılmış diğer kitapların çoğunda olduğu gibi burada da görülmektedir. İstatistikî bilgiler gereği ve ileride yapılacak kitap katalogları ve il yıllıkları için gerekli bilgilere ulaşmak bu kitapta da zor olacaktır. Sanatçılarından değil; ama basan yayıncı ve dizgiciden kaynaklanan bu tür hatalar kitabın kalitesini düşürmektedir. Basılan kitapların nerede, kaç yılında, kaçıncı baskı olarak ve ne kadar adet basıldığı, kitabın kaç sayfa olduğu, mutlaka belirtilmelidir.
Eserin ve yazarının hangi yıllarda yaşadığı, kitabının hangi şehirde basıldığı, hangi matbaada ne kadar baskı yaptığı konusunda tereddütlere ve kargaşaya meydan verilmektedir. Bu bilgiler araştırmacılar, bilim adamları ve şehir yıllıkları, kataloglar, bibliyografya çalışması yapanlar için önemli bir bilgi olup, bu bilgilere ulaşmak isteyenleri zor durumda bırakmaktadır. 
Bu eserin nerede, hangi matbaa tarafından kaç yılında, kaç adet basıldığı, kaçıncı baskısını yaptığı belirtilmemiştir. Kitaba ait olarak belirtilen bazı bilgiler ise muallakta kalmıştır.
Kitabın içinde yer alan bilgilerden, eserin kapak ve sayfa tasarımının Süleyman ALTUN, baskısının ise Ulviye SAVTUR’a ait olduğu anlaşılmaktadır.
KAYNAKLAR:
1) GÜNEŞ, M. Necati Tokat Yöresel Kelimeler Sözlüğü Form Ofset, Ankara, 2007

2) DEMİR, Necati, Tokat İli ve Yöresi Ağızları, Niksar Belediyesi Yayanları.2005                

ŞÜKRÜ ÖKSÜZ’ÜN HAYATI ve ESERLERİ, Abdullah Çağrı ELGÜN


ŞÜKRÜ ÖKSÜZ’ÜN HAYATI ve ESERLERİ
                        Abdullah Çağrı ELGÜN
HAYATI
1951 yılında Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Amasya köyünde dünyaya geldi.  İlkokulu Amasya köyünde, ortaokulu Bozdoğan İlçesinde, Liseyi Nazilli'de bitirdi. 
Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. Halen Aydın İl Sağlık Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görev yapmaktadır.

Ortaokul sıralarında şiir yazmaya başladı. İlk şiirini ortaokul birinci sınıfında iken yazdı. Bu şiiri, okulun duvar gazetesinde çıktı. Bunun üzerine, heyecanı daha da artı. Bu durum, ÖKSÜZ’ün,  heyecanını ve ilhamını artırdı.  O günden sonra sürekli yazmaya başladı.
Yazı yazma tutkusu öyle bir hal aldı ki yazarı çeşitli konularda değişik arayışlara yönelterek devam etti. Yazar, bu yazılardan maddî bir menfaat sağlamamakla birlikte manevî bir haz ve doyuma ulaştığını, eserleriyle memleketine ve milletine yararlı olmak; Türk kültürüne katkı sağlamak maksadını güttüğünü söylemektedir.

Şükrü ÖKSÜZ, verimli bir sanatçıdır. Eserleri bir çok yarışmalarda kendisine birincilik ödülleri getirmiştir.
Şiire karşı duyduğu ilginin, artarak devam etmesi sonucunda kendi ili ve Türkiye çevresinde yayınlanan birçok dergi, gazete, mecmua, yıllık ve ansiklopedilerde eserleri yer aldı.  Evli ve iki çocuk babasıdır.
EDEBÎ KİŞİLİĞİ
Şair ve yazar Şükrü ÖKSÜZ, kendine has bir uslûp özelliği olan sanatçılardandır. ÖKSÜZ, vatansever duyguların, yurtseverliğin, vatanı özünden çok sevmenin verdiği bir ruh haleti ile şiirlerini sergiler. O AŞKIN ve SEVGİNİN şairidir. Her şeye büyük bir sevgi ve hoşgörü ile bakan şairin şiirleri sevgiye açılan büyük bir kapıdır.
ÖKSÜZ’ün şiirleri hayatın hemen her konularına değinmekle birlikte LİRİK, DİDAKTİK ve EPİK şiirlerle memleketi AMASYA’nın kır ve tabiatını, hamasi duygularını, yurt ve memleket sevgisini, Türk’ü, Türklüğü, Türkiye’yi, Müslüman’ı, Müslümanlığı Bayrağı, vatanı, ve kutsal bilinen değerleri anlatmaktadır.
“Sonsuz Sevgi” kitabında Türk kadınlarının isim isim adlarına yazılan sevgi yüklü şiirleri ÖKSÜZ’de beliren  “sonsuz sevginin”  bir işareti olarak karşımıza çıkıyor.

Şiirlerinde kullandığı dil sade, açık ve külfetsiz. Millî veznimiz olan hecenin yedi, sekiz, on bir ve on dörtlü kalıplarını kullanır.
Halk şiirinde olduğu gibi genel anlamda yarım kafiyenin şiirlerine hakim olduğu görülüyor. Şiirlerinin mısralarında “sonsuz sevgiye”  uzanan yolda büyük mesafeler kat ediyor.
Sanatçı ÖKSÜZ’ün; eserlerinin giderek olgunlaştığı ve zirveye doğru tırmandığı görüyoruz. Şiirlerinin  kimi mısraları, edebî eser olma yolunda iz ve işaretler veriyor.

Yediden fazla şiir kitabı ve dört büyük ansiklopediye emek vererek piyasa çıkartmıştır. Şiirleri ve yazıları bir çok dergi ve antolojilerin ölümsüz sayfalarını süslemektedir.
Düzyazıları ve bir kısım şiirleri: “Yeşil Bornova, Batı Trakya, Şafak, Yeni Ege, Ozan, Aydın’da Halkın Sesi, Ortadoğu, Bizim Anadolu, Simav Anadolu, Yeni Kıroba, Sevgi Yolu, Yağmurun Sesi, Gazete Hürsöz, Ergenekon, Büyük Kurultay, Tutanak, Çağrı, Ana, Ozan Ağacı, Gülpınar, Bizim Ece, Aydın Bakış, Anadolu, Gazete 2000, Duygu Seli, Yeniçağ, Aydın’da Sağlık, Aydın, Yeni Çizgi, İremcik, Sarızeybek ve Türkiye Gazetesi” gibi gazete ve dergilerde yayınlandı.  
Zengin bir kitaplığa ve dergi koleksiyonuna sahip olan Öksüz, dört gazetede, Kültür ve Sanat Sayfası Yönetmenliği yapıyor. Bunların yanı sıra Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği İkinci Başkanı olan ÖKSÜZ, Aydın Yörük Dernekleri Federasyonu Başkan Yardımcılığını da yürütüyor.  
BAKIŞ GAZETESİ, SANAT SAYFASI, (ŞİİR KÖŞESİ);

GÜZELHİSAR GAZETESİ (ŞİİR KÖŞESİ):

Otuza yakın  şiir antolojisinde yer aldı.

Aydın Yazarlar ve Şairler Derneği Başkan Yardımcısı,
İl Sağlık Müdürlüğünde Şube Müdürü olarak görevler üstlenmiştir.


ŞÜKRÜ ÖKSÜZ’ün ŞİRLERİNDEKİ KONU: 
Sanatçı ÖKSÜZ, Türkiye, Atatürk, şehirler Cumhuriyet, Allah sevgisi, vatan, millet ve bayrak aşkı tasavvuf, beşerî sevgi, aşk konuları, terör, memleketim imarı, gelmiş geçmiş hükümetlerin tutumları, devlet adamlarına öneri, devrin ve insanlarının içinde bulunduğu sıkıntıları şiirlerinde ve makalelerinde yazar. Onların dertlerine çözümler arar. Hükümetlerin kimi uygulamalarındaki halkın şikayetlerini açık seçik dile getirir.  Onlara öneriler sunar, çözüm yolları gösterir ve çözüm yolları üretir.

ÖKSÜZ, halkının dertlerine de duyarsız kalamaz. Halkla iç içe ve gönül gönüle yaşar. Onların terennüm edemediği hislerine tercüman olur. Dertlerini, sıkıntılarını, arzu ve isteklerini, ağlamalarını, sızlanmalarını, haykırır, yüksek makamlara duyurur, problemlerinin çözümüne öncülük eder.
ÖKSÜZ, çoğu şairlerin devrin siyasî çalkantılarından dolayı söylemeye cesaret edemediği konuları masaya yatırır, açık açık anlatır. Yanlış yapılmış konularla ilgili nelerin, nerede yanlış yapılmış olduğunu ortaya koyar. Tepedekilere çözüm yolları önerir.
TURGAY AYDIN(Aydın Şairler ve Yazarlar Derneği Başkanı), SEVGİ PINARI (ŞİİRLER) kitabının “Sunuş” adlı girişine yazdığı yazıda:

“Bilindiği gibi şairler, dönemlerinin tanıklarıdır. Ülkelerinin ve içinde yaşadıkları toplumların ortak sesidirler. Toplumların dokusunu, kimliğini, zenginliklerini tanıtır, geleceğe taşıyarak yeni ufuklar açarlar.

Şiirlerinde düşüncelerini, sitemlerini, itirazlarını, somut gerekçelere dayandırıyor. Zaman zaman da eleştirilerini ustaca sıkıştırıyor dizelerine. Aslında şairin dizelerinde ilk göze çarpan öge vatan, ve millet sevgisidir. Ayrıca dostluklar, yiğitlikler, kahramanlıklar, aşklar, sevgiler ve güzel bir dil ile taşınmıştır mısralarına.
SEVGİ PINARI (ŞİİRLER)
Toplam olarak yüz yirmi şiir yer alıyor. Kitabın tamamı 118 sayfa, Nisan, 2002 AYDIN’da Başak Ofset basılıyor. Telefon: 0 256 225 16 65, Yayına hazırlayan  Mehmet Zeki DOĞAN,
İsteme Adresi ve Tel: Şükrü ÖKSÜZ P.K.78 AYDIN 025621306 44 Ev, Cep: 0505 295 25 78 ISBN: 975-97365-1-9
Kitapta Yer Alan Şiir Başlıklarından Birkaçı:
“Türkiye’m Senden, Müstakbel Vilayet, Köyüm, Yaşıyorsun Sen Atam, Bozkurt Türklüğündür, Başbuğlar Ölmez, Yalandır, Şehit Cafer Efe, Yaşasın Cumhuriyet, Sevgi Pınarı(Kitaba ismini veren şiir),  Özbek Kızı, O Öleli, Dadaş Kızı,  En Büyük Mutluluk,  Kızıma, Gül, Olay, Belâ Olma Başıma” gibi zengin bir menüyü barındırıyor.
Şair kitabının arakasına özgeçmişi ile bir fotoğrafını koyuyor.
SEVGİ IŞIĞI (ŞİİRLER)

Toplam olarak yüz yirmi şiir yer alıyor. Kitabın tamamı 130 sayfa, Mart, 2004 AYDIN’da Başak Ofset basılıyor. İlk baskısı 1000 adet çıkıyor.  0256 225 16 65, Yayına hazırlayan  Mehmet Zeki DOĞAN,
İsteme Adresi: Şükrü ÖKSÜZ P.K.78 AYDIN  0 25621306 44 Ev, Cep: 0505 295 25 78 ISBN:  975-97365-4-3KELİMELER DİLE GELDİ (MAKALE FIKRA ve DENEMELER) 
Toplam olarak yüz yirmi şiir yer alıyor. Kitabın tamamı 174 sayfa, Ocak, 2004 AYDIN’da 1000 adet baskı ile piyasaya çıkıyor. ISBN: 975-97365-3-5, Başak Ofset basılıyor. telefon: 0 256 225 16 65, yayına hazırlayan Mehmet Zeki DOĞAN,

Sanatçının bu kitabında toplam yüz altmış üç yazı yer alıyor.  Bu yazıların her birinde memleket meseleleri, çözüm bekleyen problemler, problemlere çare olabilecek öneriler gençler için dürüstlük, sır, Türk kalmak, vazife, zafer, zorlukla mücadele, ülkü, cumhuriyet, devlet, bir bir ele alınıp değerlendiriliyor; ve ilgililerin bilgisine sunuluyor. 

Sanatçının “Kelimeler Dile Geldi” adlı kitabında yer alan: Makale, Fıkra ve Denemelerden Birkaç başlık:

“Acı, Adalet, Aksiyon, Atatürk ve İlkeleri, Baba, Başka Dünyalarda Hayat, Cesaret, Bilgi, Cumhuriyet, Çalışmak, Devlet, Dil, Dürüstlük, İdeal(Ülkü), Hürriyet, Kader, Kadın, Korku, Kuvvet, Para, Savaş, Sanat, Sır ve İfşa, Sevmek, Şöhret, Türk Kalmak, Vazife, Yalnızlık, Yönetim ve Yönetici, Zafer, Zenginlik, Zorlukla Mücadele”  başlıklarını taşımaktadır.
İsteme Adresi: Şükrü ÖKSÜZ, P.K.78 AYDIN, Ev: 0 256 213 06 44, Cep: 0505 295 25 78

ŞİRLERİNDEN ÖRNEKLER: 

Her Nefis Ölümü

Yıllardır kalbime nefret dolmadı
Bunun da sebebi sevgidir ancak
Bu dünyada baki kalan olmadı
Her nefis ölümü mutlak tadacak.

Ne kadar çok uzun yaşarsan yaşa
Yatacaksın bir gün o siyah taşa
Kurtuluş yok dostum gelecek başa
Her nefis ölümü mutlak tadacak.

Kaderde var ise çekilir çile
Yapamazsın asla Allah’a hile
Lokman’ı arkadaş edinsen bile
Her nefis ölümü mutlak tadacak.

Kimler geldi geçti çevrene bakın
Allah’a kavuşmak her zaman yakın
Azrail’le işim yok deme sakın
Her nefis ölümü mutlak tadacak.

Vermiş de Yaradan kimse alamaz
Herkes mutluluğu kolay bulamaz
Katın, yatın buna engel olamaz
Her nefis ölümü mutlak tadacak.

Çanakkale Geçilmez
Ülkemi almak için Boğazları tuttular
Türk suları tuzludur kolay kolay içilmez
Türk’ün iman gücünü, milleti unuttular
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Yüz on dokuz yıl önce dünyaya geldi Seyit
Pehlivan yapısıyla millete verdi ümit
Yaş yirmiye gelince dediler askere git
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Koca Seyit Havran’ın Çamlık Köyü’nde doğdu
Odundan ve kömürden yıllarca karnı doydu
Girdiği savaşlarda nice düşmanı boğdu
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

İngiltere, Fransa var gücüyle saldırdı
Cephanelik uçunca Koca Seyit çıldırdı
İki yüz yetmiş beşlik mermileri kaldırdı
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Nakliye aracımız at, eşek ve katırdı
Koca Seyit mermisi dev gemiyi batırdı
Milletin moralini binlerce kat arttırdı
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Müttefik donanması dört yüz on yedi gemi
İçindeki askerler inançsız ve acemi
İngiliz, Anzak, Yunan maceracılar cemi
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Yaşamak bir mucize aç, susuz ve ayazda
Yedi yüz bin Mehmetçik savaştı kışta, yazda
İki yüz elli üç bin şehit verdik Boğaz’da
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Mecidiye Tabya’sı Seyit’in görev yeri
Kırk kişilik erattan kalmıştı iki eri
Bunlar da şehit olsa dönen olmazdı geri
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Daha önce bu dünya böyle yiğit görmedi
Çanakkale’den Yurda bir tek düşman girmedi
İtilaf Devletleri muradına ermedi
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Balkan, İkinci Dünya, İstiklâl Savaşı’nda
Seyit Onbaşı her an toplarının başında
Allah yanına aldı O’nu elli yaşında
Koca Seyit’ler varken Çanakkale geçilmez.

Uzak Durun Ey GeNçler

Evladına sağlam gen taşıyabilmek için
Kötü maddeye karşı tuzak kurun ey gençler
Ömür boyu sağlıklı, yaşayabilmek için
Uyuşturan haplardan, uzak durun ey gençler.

Hafızandan bilgiyi asla silmemek için
Evliliği ikiye, hemen bölmemek için
Trafik kazasında erken ölmemek için
Uyuşturan sıvıdan, uzak durun ey gençler.

Ömür boyu genç ve dinç hayatta kalmak için
Ömrünün her çağında denize dalmak için
Bir gün torunlarına, oyuncak almak için
Uyuşturan tozlardan, uzak durun ey gençler.

Faydalı insan olmak, bütün dünyaya değer
İnsanın iradesi, buna kadirmiş meğer
Makam mevki sahibi olmak istersen eğer
Uyuşturan gazlardan, uzak durun ey gençler.

İçinde gizlediğin nefreti silmek için
Mutlu bir hayat sürüp, yıllarca gülmek için
İlim tahsil ederek, çok şeyi bilmek için
Uyuşturan her şeyden, uzak durun ey gençler.
 
Yerli Malı Kullansın
Tarımda, Sanayide dar boğaz olabilir
İflas edip gitmesin sanayimiz kollansın
Ecnebinin malları raflara dolabilir
Türk’üm diyen her insan yerli malı kullansın.

Öyle gelişsin Ülkem işsiz insan kalmasın
Herkesin karnı doysun kimse bir şey çalmasın
Yerlisi bizde varken yabancıyı almasın
Türk’üm diyen her insan yerli malı kullansın.

Kimse diyemez artık: “Bazı mallar bizde yok”
Eski Türkiye değil kaliteli mallar çok
Yerli malı tüketen vatandaşın karnı tok
Türk’üm diyen her insan yerli malı kullansın.

Çalışan insanların yüzlerinde gün ışır
Yerli malı üreten tüketmeğe alışır
Ürün tüketilirse fabrikalar çalışır
Türk’üm diyen her insan yerli malı kullansın.

Giysilerimiz güzel, gelin yerli giyelim
İthal edilen değil yerli gıda yiyelim
Birlik olup el ele, kalkınalım diyelim
Türk’üm diyen her insan yerli malı kullansın.

Vatan Sevgİsİ
Allah’a kulluğun iyi olmalı
Sevmelisin sen de gülü, nergisi
İnsanın kalbine önce dolmalı
Yaradan sevgisi, Vatan sevgisi.

İnsandaki kulak iyi duyunca
Şükretmeli insan karnı doyunca
Yüceltir insanı, ömrü boyunca
Yaradan sevgisi, Vatan sevgisi.

Düşünen her insan Allah’a tapar
Azgın olan kişi doğrudan sapar
Milletleri çağdaş bir millet yapar
Yaradan sevgisi, Vatan sevgisi.

Allah’ın nimeti çevrende çoksa
Çok mutlu oluruz karnımız toksa
İnsan, insan olmaz; kalbinde yoksa
Yaradan sevgisi, Vatan sevgisi.

Maddi olan her şey dünya malıdır
Bülbülü mest eden bir gül dalıdır
Her şeyin üstünde tutulmalıdır
Yaradan sevgisi, Vatan sevgisi.

Türkiye'mi Satmayın

Düşün arkadaş düşün, yeraltında yatanı
Ülke elden gidiyor tembel tembel yatmayın
Milyonlarca şehitle yurt edindik vatanı
Satmayın arkadaşlar, Türkiye'mi satmayın.

Bu toprağın sahibi topraktan atılıyor
Hala uyanamadık gafletle yatılıyor
Kanla alınan yerler parayla satılıyor
Satmayın arkadaşlar, Türkiye'mi satmayın.

İlim, teknik çağına bizler de girmeliyiz
Yüzyıllar sonrasını şimdiden görmeliyiz
Gelecek nesillere bir ülke vermeliyiz
Satmayın arkadaşlar, Türkiye'mi satmayın.

'Vatan asla satılmaz' en eski Türk ilkesi
Oğuzhan'dan bu yana değişmeyen töresi
Türkiye'dir dünyanın gözde olan ülkesi
Satmayın arkadaşlar, Türkiye'mi satmayın.

Ülkemin insanları bir daha ağlamasın
Yabancı sermayeye hiç umut bağlamasın
Esarete girip de kendini dağlamasın
Satmayın arkadaşlar, Türkiye'mi satmayın

Türkoğlu Türk'tür
Hun Hakanı Metehan, benim eski bir Atam
Avrupa ve Afrika, Asya benim öz kıtam
Altaylardan Tuna’ya akındadır hep atam
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Yemyeşile çevirdik, nice dağı ve çölü
Malazgirt Meydanına serdik binlerce ölü
Akdeniz’i leventler yapmıştılar Türk Gölü
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Çadırlar ve otağlar evim barkım değil mi?
Çin Sarayını basan benim kırkım değil mi?
Çağ açıp çağ kapayan benim ırkım değil mi?
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Yetmiş iki milletin yeryüzünde yurduyuz
Özgürlüğü çok seven yüce dağlar kurduyuz
Haçlı Ordularını durduran tek orduyuz
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Osmanlı Viyana’da, Hun Türkleri Roma’da
Türk’te kalacak olan Kıbrıs ise son Ada
Altı yüz yıldan fazla bin bir ülke komada
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Han, hamam, cami yaptık fethedilen ülkede
Sahip oldu her insan hem mala, hem mülke de
Jandarmalık görevi nasip oldu Türk’e de
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Mehter marşı dinletip, boru öttürmedik mi?
Mutlu bir hayat ile baca tüttürmedik mi?
Dünyaya adaleti bizler götürmedik mi?
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Hepimiz çok zengindik, üstümüzde kürkümüz
Fethedilen yerlerde dinlenirdi türkümüz
Yön vermektir dünyaya bizim milli ülkümüz
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

İslam Dinini bizler gönüllü kabul ettik
Türk Milleti olarak üç kıtaya hükmettik
Yedi düvele karşı Çanakkale’de yettik
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

İslam’ı yayma işi, Türk’ün birinci derdi
Buna karşı gelene kılıç çekti, yay gerdi
Yüce Allah Türk’lere cihat görevi verdi
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Her şey yoluna girer yaratan Yüce Hak’la
Enerjini
her zaman kutsal işlere sakla
Tüm dünyada Türk gelir, tarih denince akla
Ön adım Türk, Soyadım; Türkoğlu Türk’tür benim.

Türkiye Bir Bütündür
Ayrılıkçı olana Türk Milleti sevmez pek
Bir Türk Gölü yapmıştı Osmanlı Akdeniz’i
Sinop’tan Anamur’a; Edirne’den Kars’a dek
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Elbette düşmanların gitmeyecek hoşuna
Bastığı gün Milletim uyanışın tuşuna
Avrupa, Amerika uğraşıyor boşuna
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Millet kendi kendine elbet bir gün yetecek
Kardeşliği severek düşmanlığı itecek
Terör denen bu bela çok yakında bitecek
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Metehan’dan bu yana tarih yapıp yazarız
Düşmanların tümünün kuyusunu kazarız
Oynanan bu oyunu çok yakında bozarız
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Yıllar yılı büyüdük aynı ninni, türküyle
Laz’ıyla, Çerkez’iyle; Kürt’üyle ve Türk’üyle
Dev bir ülke olacak, Millet aynı ülküyle
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Gül mü Koklarım?

Beni senden ancak ayırır ölüm
Zamanla kendimi ben de yoklarım
Ayşe’den, Fatma’dan bana ne gülüm
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Aylardır işledin sen desen desen
Sakın evhamlanma müsterih ol sen
Dudağımda değil, kalbimde busen
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Şiirimi çalsın varsın hırsızlar
Yıllardır bu kalbim aşkınla sızlar
Üstüme üstüme gelse de kızlar
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Her zaman gel bana elinle dokun
Tabii olarak, fazla sert dokun
Hayalin aklımda, burnumda kokun
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Seviyorum dedim, bir defa sana
Su gibi içmişim ben kana kana
Bol bol ilham verdin her zaman bana
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Zirveye çıkmışım budaklarından
Aydınlandım senin odaklarından
Öpünce o kiraz dudaklarından
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Yıllarca ağladım ben için için
Biraz daha erken gelmedin niçin?
“Seviyorum seni” dediğin için
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Hiçbir güzel bana olmadı canan
Benim artık şimdi aşkınla yanan
Sadece seninle mutluyum inan
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Sen hariç her gelen, bana vurdukça
Tekleyen kalbimi aşkın kurdukça
Bu kalbim hep böyle sende durdukça
Ben senin üstüne gül mü koklarım?

Duyduğun her şeyi saf gibi kanma
Ne olursun beni, fazla kıskanma
Öksüz Aşık senden vazgeçti sanma
Ben senin üstüne gül mü koklarım?
                                                                                                                                        SEVİYORUM İŞTE                                                                         Sana karşı asla yapmadım hile                                                                                                                   Aşkımın önünde gel artık eğil                                                                                                                   O kadar da güzel olmasan bile                                                                                                                 Seviyorum işte elimde değil.

Ara sıra parkta buluştuğumdan
Her türlü huyuna alıştığımdan
Yıllardır seninle çalıştığımdan
Seviyorum işte elimde değil.

Yeşil gözlerinle baktığın için
Her zaman kalbime aktığın için
Kalbimi derinden yaktığın için
Seviyorum işte elimde değil.

Yıllardır memnunum kıştan ve yazdan
Yeşilden, maviden hem de beyazdan
Sen girdin kalbime yüzlerce kızdan
Seviyorum işte elimde değil.

İnşallah olursun sen bana canan
Senin için benim yıllarca yanan
Tek kusurum sevmek gel bana inan
Seviyorum işte elimde değil.

Yıldan yıla nesil durmaz çoğalır
Aşıklar güzeli yanına alır
Öl dersen ölürüm kal dersen kalır
Seviyorum işte elimde değil.

Güzeller güzeli gerçekten gençti
Dereden, nehirden, deryadan geçti
Öksüz Aşık seni sevgili seçti
Seviyorum işte elimde değil.
Şükrü ÖKSÜZ

  

Bozkırın Güzel Kızı
Gelecek günlerimden her zaman umutluyum
Seven ve sevilenin kalbinde olmaz sızı
Sen yanımda oldukça ben gerçekten mutluyum
Her zaman yanımda kal bozkırın güzel kızı.

Kalû belâdan beri aşığım inan sana
Susuzluğumu gider içeyim kana kana
Bu dünyada haramdır sensiz bir hayat bana
Her zaman yanımda kal bozkırın güzel kızı.

Seninle uçuyorken kaybetmem ben irtifa
Verdiğin zevklerinle nasıl olur iktifa
Pozitif enerjinle sen verdin bana şifa
Her zaman yanımda kal bozkırın güzel kızı.

Aklımdan çıkmıyorsun hayalin gözlerimde
Arar isen kendini bulursun özlerimde
Mutlu olurum inan yatarsan dizlerimde
Her zaman yanımda kal bozkırın güzel kızı.

İnan ben, bende değil; hep sende kalıyorum
Gelecek yıllar için hülyaya dalıyorum
Yüzüne bakıp bakıp senden zevk alıyorum
Her zaman yanımda kal bozkırın güzel kızı

Atatürk'tür Kurtaran
“Yurtta Sulh Cihanda Sulh” başka bir yol izleme
Dünya devletleriyle iyi olmalı aran
Tarihi gerçekleri milletinden gizleme
Ülkemizi düşmandan, Atatürk’tür kurtaran.

İstanbul paylaşılmış, Ege’de zalim Yunan
Camilerde yakılan binlerce insan inan
Ne çocuk ayırdılar, ne yaşlı, ne de canan
Ülkemizi düşmandan, Atatürk’tür kurtaran.

Topraklar sürülmemiş her taraf çalı, diken
Yaşlılar ve kadınlar toprağa tohum eken
Yurdumun dört bir yanı işgal altında iken
Ülkemizi düşmandan, Atatürk’tür kurtaran.

İşgal ordularına çoğu çaresiz baktı
Kurtuluş ışığını Paşa Samsun’da yaktı
Samsun’dan doğan güneş, İzmir’e doğru aktı
Ülkemizi düşmandan, Atatürk’tür kurtaran.

İşgalin acısını, Milletim ilk kez tattı
Ulu Önder düşmanı, İzmir’den geri attı
Milletin yararına devrimleri başlattı
Ülkemizi düşmandan, Atatürk’tür kurtaran

TÜRKİYE BİR BÜTÜNDÜR
Ayrılıkçı olanı Türk Milleti sevmez pek
Bir Türk Gölü yapmıştı Osmanlı Akdeniz’i
Sinop’tan Anamur’a; Edirne’den Kars’a dek
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Elbette düşmanların gitmeyecek hoşuna
Bastığı gün Milletim uyanışın tuşuna
Avrupa, Amerika uğraşıyor boşuna
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Millet kendi kendine elbet bir gün yetecek
Kardeşliği severek düşmanlığı itecek
Terör denen bu bela çok yakında bitecek
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Metehan’dan bu yana tarih yapıp yazarız
Düşmanların tümünün kuyusunu kazarız
Oynanan bu oyunu çok yakında bozarız
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Yıllar yılı büyüdük aynı ninni, türküyle
Laz’ıyla, Çerkez’iyle; Kürt’üyle ve Türk’üyle
Dev bir ülke olacak, Millet aynı ülküyle
Türkiye bir bütündür, kimse bölemez bizi.

Üzümlerin yerine mermi doldu küfeler
Aydın´ın meydanında toplanmıştı efeler
Günah ile sevabı tartıyordu kefeler
Yalnız Yörük Ali´dir Efelerin Efesi

Barbarca duygularla düşman Aydın´a girmiş
İşkence gören kızlar birer birer delirmiş
Efelerim Aydın´a bunun için gelirmiş
Yalnız Yörük Ali´dir Efelerin Efesi 

BASILMIŞ ESERLERİ:
1) 2001, ÖKSÜZ, Şükrü. “Gözümdesin” (Şiirler), ISBN: 975-975-97365-0-0  Başkar Ofset / AYDIN
2) 2002,  ÖKSÜZ, Şükrü. “Sevgi Pınarı” (Şiirler,) ISBN: 975-975-97365-1-9 Başkar Ofset / AYDIN
3) 2003, ÖKSÜZ, Şükrü. Evrensel Sevgi”(Şiirler), ISBN: 975-97365-2-7, Başkar Ofset / AYDIN
4) 2004, ÖKSÜZ, Şükrü.Sevgi Işığı” (Şiirler), ISBN: 975-97365-4-3, Başkar Ofset / AYDIN
5) 2004, ÖKSÜZ, Şükrü. “Kelimeler Dile Geldi” (Makaleler-Fıkralar-Denmeler), ISBN: 975-97365-3-5, Başkar Ofset / AYDIN
6) 2005, ÖKSÜZ, Şükrü.Sonsuz Sevgi” (Şiirler), ISBN: 975-97365-5-1, Başkar Ofset / Aydın – Eylül)
7) 2009, ÖKSÜZ, Şükrü. “Sevgi Yolunda” (Şiirler) ISBN: 978-975-97365-6-9  Kanyılmız Matbaası, İZMİR
Deneme Kitabı:
1-2004,  ÖKSÜZ, Şükrü. “KELİMELER DİLE GELDİ” (MAKALE, FIKRA ve DENEMELER), ISBN 975-97365-3-5, Başkar Ofset, Ocak 2004, AYDIN
Hazırladığı Antolojiler:
1-2002, ÖKSÜZ, Şükrü.“HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ” ,Başkar Ofset, AYDIN
2-2003, ÖKSÜZ, Şükrü.“HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ” ,Başkar Ofset, AYDIN
3-2004, ÖKSÜZ, Şükrü.“HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ” ,Başkar Ofset, AYDIN
4-2006, ÖKSÜZ, Şükrü.“HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ” ,Başkar Ofset, AYDIN
FAYDALANILAN KAYNAKLAR:


1)www.ortamcil.com/kerimozbekler
9) 2001, ÖKSÜZ, Şükrü. “Gözümdesin” (Şiirler), ISBN: 975-975-97365-0-0,  Başkar Ofset / AYDIN
10)  2002,  ÖKSÜZ, Şükrü. “Sevgi Pınarı” (Şiirler,) ISBN: 975-975-97365-1-9, Başkar Ofset / AYDIN
11)  2003, ÖKSÜZ, Şükrü. “Evrensel Sevgi”(Şiirler), ISBN: 975-97365-2-7, Başkar Ofset / AYDIN
12) 2004, ÖKSÜZ, Şükrü. “Sevgi Işığı” (Şiirler), ISBN: 975-97365-4-3, Başkar Ofset / AYDIN
13) 2004, ÖKSÜZ, Şükrü. “Kelimeler Dile Geldi” (Makaleler-Fıkralar-Denmeler), ISBN: 975-97365-3-5, Başkar Ofset / AYDIN
14)  2005, ÖKSÜZ, Şükrü. “Sonsuz Sevgi” (Şiirler), ISBN: 975-97365-5-1, Başkar Ofset / Aydın – Eylül)
15) 2009, ÖKSÜZ, Şükrü. “Sevgi Yolunda” (Şiirler) ISBN: 978-975-97365-6-9,  Kanyılmız Matbaası, İZMİR
16) 2004,  ÖKSÜZ, Şükrü. “KELİMELER DİLE GELDİ” (MAKALE, FIKRA ve DENEMELER), Başkar Ofset, ISBN 975-97365-3-5, Ocak 2004, AYDIN 
17) 2002, ÖKSÜZ, Şükrü. “HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ”, Başkar Ofset, AYDIN
18) 2003, ÖKSÜZ, Şükrü. “HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ”, Başkar Ofset, AYDIN
19) 2004, ÖKSÜZ, Şükrü. “HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ”, Başkar Ofset, AYDIN
20)  2006, ÖKSÜZ, Şükrü. “HÜRSÖZ ŞAİRLER ANTOLOJİSİ”, Başkar Ofset,  AYDIN